21 Mart 2011 Pazartesi

Anne *

Bu yazıda sana daha önce anlatmadığım birşeyi, daha doğrusu birini anladacam: Anneannemi.. Tanısan seven gendini heralde.. Dünyanın en harika kadınıdır o, en şefkatli, en güler yüzlü. O güldüğünde her şey iyidir. Ve bilirim ki ben güvendeyim..

Ama artık gülmez. 3 yıldır gülmez. Hemda hiç. Onun gülümsemesini özledim. Beraber gülmemizi özledim. Kucağına oturup bana sarılmasını özledim. Kollarını bana dolayıp “kurabiyem” diye beni sevmesini özledim. Oysa şimdi elini bile tutmaya korkar oldum. Sırf canı yanmasın diye..

O çok güçsüz. Çok kırılgan.. Her gün ellerimin arasından kayıp gider ve ben engelleyecek hiç birşey yapamam.. Çok zayıfladı. Çok. 64 yaşında ve 42 kilo. İnanabilin? Saçları döküldüydü tedavi görürkan, doktor tekrardan çıkacak sadece yan etkilerinden biridir dedi. Ama eski saçları daha gelmedi. Ben anneannmin saçlarını özledim.. Kısaydı saçları ama elimle başını okşadığımda parmaklarım saçlarının arasında kaybolurdu. Şimdi ise saçları parmaklarımın arasında kaybolur. Çok yanlış..

Bilirim ilerde benimda olma riskim var. Benda öyle olabilirim.. Keşke onda değil da bende olsaydı derim bazen.. Ona birşey olmasın, onun canı yanmasın. Çok şey isdemem değil?

3 yıl.. Oysa bana daha uzun gelir bilin? 3 yıl öncesini zor hatırlarım.. Bilin neleri hatırladım şimdi.. Küçükkan ben, gece uyuyacağımda anneannem yatırırdı beni. Yastığım soğuk olup üşümeyim diye ısıtırdı onu. Yattığımda hemen yanıma oturur ben uyuyana kadar kalırdı. Masal anladırdı bana. Elini tutardım. Yılların izleri vardı elinde, sertt elleri ama bir o kadar da yumuşaktı. Bazen uyur gibi yapardım. Uyuduğumu zannedince eliyle başımı ve yanağımı okşar sonra öpüp salona geri dönerdi. Benda onun anlattığı masalların hayalini kurardım. Sabah uyandığımda gözümü bile açmadan yatağın başucunu yoklardım elimnan.. Sıcaklığı hissedinca gülümseyip biberonu alırdım. Uyanacağım saati hep bilirdi. Süt yapardı bana, biberona dökerdi ve soğumasın diye pembe bir havluya sarardı.. Keşge o günlere geri dönsem. Ufak bir çocuk olmayı öyle çok isderim ki. Çocuk olduğumda derdim olmaz. Sıkıntım olmaz. Tek üzüleceğim şey en sevdiğim çizgi filmi kaçırmış olmam olurdu.

Anneannemin bir mücevher kutusu vardı. Bayılırdım o kutuyu karıştırmaya. Şimdi bile gizli gizli gider karıştırırım. Takıları takar aynaya bakarım. Kızar bana ama birşey demez. Bayıldığım bir kolyesi var. Altın bir dört yapraklı yonca. Çok isterdim o kolyeyi bana vermesini. Meğer bir tane daha varmış o kolyeden. İkiz kolyeler misali. Eşini bana verdi. Şimdi da dakmaya kıyamam. Ne anormalim öyle :D

Hani eskiden msnde konuşurken bir iki dakikalığına otradan kaybolurdum ya, geldiğimde da “anneannem çağırdı” derdim. İsdemedim o zaman anladayım sana. Çünkü senin hayatın boyunca duymadığın birşey yapardım. Kadın doğumcu rolüne bürünürdüm. Anneannemda benim hastam olurdu. “Biteral” diye bir 3 tane tablet içeren bir ilaç var. İlaçtan çok hap yani. Onu yerleştirirdim ona. Onun canı yanarken ben parçalanırdım.. Onun canını yakardım o tableti yerleştirirken. Acıtırdım onu. Bugüne kadar bana bir kere vurmayan kadının canını ben yakardım. Kendimden nefret ederdim. Yapmak isdemezdim ama yapmak zorundaydım. Onun canı yanarken ben “tamam anne bitti bitti” derdim. Oysa daha bitmediydi.

Haketmedi o. Cidden haketmedi bu 3 yılı. Bu 3 yılı silsek? Hiç olmamış gibi davransak? Yaşanmamış gibi? Olur? Yeniden gülse bana. Gene kahve yapmamı istese bu defa hiç itiraz etmeden, ikiletmeden yaparım.. Ona karşı yaptığım tüm yanlışları telafi ederim. Onu hiç üzmem. O üzülmediği için benda üzülmem. O güldüğü için benda gülerim. Benda mutlu olurum..

İşte bana hem anne hemda baba olan kadındır bu. Benim canımdır. Hayatımdır. Geçmişim, bugünüm hem geleceğimdir..


-C.