11 Aralık 2014 Perşembe

10th Dec. 2014 - 23:22

Büyüklerime hiçbir zaman saygıda kusur etmedim, her ne kadar bazı büyüklerim benim küçüklüğümü bilip ağızlarından geleni bana söyleselerde, ben sustum. Çünkü anneannem ve dedem bana büyüklerime karşı her zaman saygılı olmayı öğrettiler. Kötü söz söyleme, terbiyeli ol, saygılı ol. Ben bu üç kurala uydum her zaman, çünkü bana göre doğru olan budur.
İslamın farzları arasında ana ve babaya iyilik etme var. Ki farzları arasında geçmese bile mantık çerçevesinde bile yapılması gereken birşeydir bu. Herhangi bir dine veya Tanrı'ya inanan biri değilim ben. Küçükken inanırdım, dua ederdim, dilekler dilerdim. Sonra büyüdüm, kendime göre fikirlerim, kendime göre düşüncelerim oldu. Ama herhangi bir dine göre "günah" olduğunu düşündüğüm şeyler yapmadım kendimce. Yine kendi düşünceme göre, iyi bir evlat olduğumu düşünüyorum. Tabi ki gerek anneannem ve dedem, gerekse anne ve babamı kırdığım zamanlar oldu, inkarı yok bunun. Ama dördününde bana olan sevgisi bir günden bir güne değişmedi ve bundan kendi adımı bildiğim gibi eminim.
Benim hayatımda adları "anneanne" ve "dede" olan iki tane kocaman sağlam çınar ağacı var. Ben bu iki ağacın gölgesinde büyüdüm bu 22 sene boyunca. İlk adımlarım, ilk konuşmam bu ağaçların altında oldu. Ben bu iki çınarın sevgisinden bir gün bile şüphe etmedim, etmemda. Bu iki ağaçtan birini kaybetmiş olabilirim ama halen daha gölgesi üzerimde. Ve saçları beyazlamış diğer koca çınar ağacım, "bazı sebepler ve bazı kişiler yüzünden" görüşemediğimiz için, hasta olduğu halde evden kaçıp beni görmek için yollara düşüyorsa arkadaş, ben bu adamın ne sevgisinden şüphe ederim, ne da beni unuttuğundan.
Ben bugüne kadar sadece bir kere ah ettim, o da evimden "ayrıldığımda" geçirdiğim uykusuz gecelerde. Etme bulma dünyası sonuçta, hak, adalet elbet yerini bulur. İnat iyi değil derdi anneannem her zaman. Dedem Osman Yak olunca, inatçı olmamak elde değil. Gün gelir devran döner, o gün evden kaçan adamın canı yandığı gibi, canını yakanlarında canı yanar. Ve ben gerekirse inat eder ölmem, Dünya'ya kazık çakar o günleri görürüm.



C.

5 Ağustos 2014 Salı

5 Ağustos 2014

Yazmayalı tam olarak bir sene olmuş. Bu bir sene içinde neredeyse çoğu şey değişti. Mesela 22 sene boyunca yaşadığım evden ayrıldım geçen gün. Bir tek kalan eşyalarımı toplamak için gideceğim o kadar.

Şimdilik annemdeyim. Yarın akşamüzeri Lefkoşa'dan dönerken babamın eve geçeceğim eşyalarımla beraber. Bundan sonra babamla kalacam, arada bir annemde. Önceden nasılsa aynı düzen olacak. Böyle olmasının sebebi, annemin sevgili erkek kardeşi ve sevgili kızkardeşinin bardağı taşıran son damlayı yapmalarıydı. Gergin ipler artık koptu yani. Kafadan hastalıklı biriyle, yarım akıllı biri bir araya gelinca zaten olacak olan neydi. İkisininde sözlü tacizlerinden artık gına geldiydi artık. İkisi da dedemin olmadığı anları fırsat bilip, annemden korkup söyleyemedikleri şeyleri gelip bana söylerlersa benimda sabrım tükenir. 

İki korkak, iki çirkef artık ahımla başbaşadırlar. Beni evimden kovmayı başardıkları için kendilerini tebrik eder, kapı gibi iki tane evimin olduğunu yüzlerine tokat gibi çarpar, dedem (Tanrı uzun ömür versin -ki bu ikisinin elindeyken o biraz zor) rahmetli olduktan sonra, o evi kim kullanacaksa hiç bir hayır görmemesini, en kötü günlerini yaşamasını, yüzünün ne maddi ne de manevi açıdan hiç gülmemesini ve ömürlerinin sonuna kadar bana yaşattıkları uykusuz gecelerin, sıkıntıların ve tüm tacizlerin karşılığını çekmelerini diliyorum.

What goes around comes around

Bu dünyada karma olduğu sürece, herşeyin bir karşılığı vardır ve hep olacaktır. Bugün bana bunları yaşatanlar yarın daha beterlerlerini yaşayarak cezalarını çekecekler. Benim içim gönlüm temiz, içim rahat. Şimdi onlar düşünsün.




C.